Kalabalıklar İçinde Yapayalnız Bir Nesil
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sokaklar, metro hatları, duraklar insan dalgalarıyla dolup taşıyor. Kulaklıklarını takmış, gözlerini telefon ekranlarına sabitlemiş milyonlar. Herkes bir yere yetişme telaşında, herkes bir hedefin peşinde.
Cengiz Han Göksu
Köşe Yazarı
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sokaklar, metro hatları, duraklar insan dalgalarıyla dolup taşıyor. Kulaklıklarını takmış, gözlerini telefon ekranlarına sabitlemiş milyonlar...
Herkes bir yere yetişme telaşında, herkes bir hedefin peşinde. Fiziksel olarak omuz omuzayız, aynı vagonu, aynı kaldırımı, aynı havayı paylaşıyoruz. Peki, bu kadar kalabalığın ortasındayken neden içimizdeki boşluk her geçen gün biraz daha büyüyor?
Cevap ortada: Bir arada ama uzaktayız.
Bugün öyle bir devirde yaşıyoruz ki iletişim hiç olmadığı kadar kolay, ulaşılabilirlik ise zirvede. Dünyanın bir diğer ucundaki bir insanla saniyeler içinde görüntülü görüşebiliyor, tek tuşla binlerce kilometre ötedeki bir gelişmeden haberdar olabiliyoruz. Fakat iş "bağ kurmaya" geldiğinde, elimizde kocaman bir hiçlik kalıyor. Ekranlar bizi birbirimize bağladığını iddia ederken, aslında aramıza aşılması imkansız dijital duvarlar örüyor.
***
Y kuşağıyla başlayan, Z kuşağıyla derinleşen ve parmaklarımız arasında şekillenen bu yeni dünya; adına "sosyal" denilen ama insanı özünden koparan platformlarla çevrili. Yüz yüze kurulan cümlelerin yerini emojiler, içten kahkahaların yerini kahkaha ikonları aldı. Hal böyle olunca, kalabalıklar arasında kaybolan birey, kendi sesini bile duyamaz hale geldi.
***
Bir kafeye oturduğunuzda etrafınıza bir bakın. Aynı masayı paylaşan dört kişinin dördünün de ellerinde telefonlar, kendi sanal evrenlerinde gezindiğini göreceksiniz. Fiziksel olarak aynı mekandalar ama ruhen fersah fersah uzaklar. Kimse karşısındakinin gözünün içine bakarak hal hatır sormuyor; bakışlar ekrandaki akışa kilitlenmiş durumda. Bu yalnızlık türü, eski zamanların dağ başındaki, ıssızlığın ortasındaki yalnızlığına benzemiyor. Bu, çok daha sinsi, çok daha acı bir modern zaman trajedisi: İnsanların arasında, ilgi gösterilerinin ortasında ama derin bir kimsesizlik hissi.
***
Bu yalnızlığın en büyük bedelini ise aidiyet duygumuz ödüyor. Bir insana yaslanmayı, derdimizi sessizce paylaşmayı, sadece "yanında durabilmeyi" unuttuk. Herkes kendi kabuğuna çekilmiş, kendi dijital kalesinin kralı ya da kraliçesi olmaya çalışıyor. Oysa insan, insana muhtaç doğan bir varlıktır. Ruhumuz, Wi-Fi sinyalleriyle değil; sıcak bir elin temasıyla, samimi bir çift lafla, karşılıksız bir tebessümle doyar.
***
Toplum olarak bu gidişata dur demek zorundayız. Kulaklıklarımızı çıkarıp etrafımızdaki kuş sesine, sokaktaki satıcının sesine, yanımızda oturan yabancının yüzündeki yorgunluğa kulak vermenin vakti gelmedi mi?
***
Unutmayalım ki hayat, ekran piksellerinden ibaret değil. Gerçek hayat, başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz o kalabalığın ta kendisi; yeter ki o kalabalığa sadece bakmakla kalmayıp gerçekten görebilelim.
Bu Haberi Beğendin Mi?
0 kişiden 0 kişi beğendiSen de yorumunu yaz!
E-posta adresin gizli kalacaktır. Lütfen tüm zorunlu alanları doldurun *Haftanın Özeti
Son dakika haberleri, resimler, videolar ve özel röportajlar


