Kocaeli Haberleri Kocaeli Son Dakika

Kocaeli'nin Nabzını Tutan Site Kocaeliparaf.com'a Hoşgeldiniz. Kocaeli'in Güçlü Sesi, Kocaeli Haber, Kocaeli Haberleri, Kocaeli Yerel Haberleri

Kocaeli Paraf Haber Sitesi

Kemalpaşa Mh. Cumhuriyet Cd. Petan İşhanı Kat: 5 No:30 İzmit, Kocaeli
sennuruzan@gmail.com

Marmara’nın Altındaki Gerçek

Saat 03. 02’de sadece binalar yıkılmadı… Bir kentin hafızası, binlerce ailenin hayatı ve Türkiye’nin deprem gerçeğine bakışı da değişti. 27 yıl sonra Kocaeli daha kalabalık, daha büyük, daha modern… Ama fay hâlâ aynı yerde.

Marmara’nın Altındaki Gerçek

Saat 03.02’de sadece binalar yıkılmadı… Bir kentin hafızası, binlerce ailenin hayatı ve Türkiye’nin deprem gerçeğine bakışı da değişti.

27 yıl sonra Kocaeli daha kalabalık, daha büyük, daha modern… Ama fay hâlâ aynı yerde. Asıl soru ise şu: Biz gerçekten değiştik mi?

Bir saat düşünün…

Akrep ve yelkovan 03.02’yi gösteriyor.

Kocaeli uyuyor.

Gölcük uyuyor.

İzmit uyuyor.

Karamürsel, Değirmendere, Başiskele, Körfez, Adapazarı, Yalova ve İstanbul’un bazı ilçelerinde milyonlarca insan uykunun en savunmasız anında.

Sonra yer hareket ediyor.

Önce bir uğultu…

Ardından korkunç bir sarsıntı…

Duvarlar çatlıyor.

Camlar kırılıyor.

Katlar birbirinin üzerine kapanıyor.

İnsanlar ne olduğunu anlamadan hayatlarının en uzun 45 saniyesinin içine düşüyor.

Ve sabah olduğunda Marmara artık aynı Marmara değil.

17 Ağustos 1999 saat 03.02…

Türkiye’nin hafızasına kazınan o gece.

O GECE SADECE BİR DEPREM OLMADI

17 Ağustos İzmit Depremi, Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolunda meydana gelen yaklaşık Mw 7,4 büyüklüğündeki büyük bir depremdi.

Bilimsel çalışmalar, yüzey kırığının yaklaşık 145 kilometre boyunca uzandığını ortaya koyuyor.

Kırık, Düzce’nin güneybatısından Hersek Deltası’nın batısına kadar ilerledi.

Gölcük-Karamürsel segmentinde ölçülen maksimum yatay yer değiştirme yaklaşık 4,70 metreye ulaştı.

Bir başka ifadeyle;

Yerin kendisi metrelerce yer değiştirdi.

İnsanların üzerine ev diye kurduğu beton bloklar ise bu hareket karşısında saniyeler içinde dayanamaz hale geldi.

İşte 17 Ağustos’un en acı gerçeği burada yatıyor:

Deprem doğanın hareketiydi. Felaketi büyüten ise insanın ürettiği risklerdi.

BİNALAR NEDEN YIKILDI?

27 yıl sonra bugün geriye baktığımızda artık çok daha fazla şey biliyoruz.

1999 depremi sonrası yapılan mühendislik incelemelerinde; kötü beton, yetersiz donatı, zayıf kolonlar, kötü detaylandırma, kolon-kiriş birleşimlerindeki sorunlar, zemin koşulları ve yapı denetimindeki eksikliklerin yıkımlarda önemli rol oynadığı ortaya konuldu.

Yani mesele yalnızca “deprem çok büyüktü” değildi.

Binaların önemli bölümü depremi karşılayacak mühendislik anlayışıyla yapılmamıştı.

USGS'nin 1999 depremine ilişkin mühendislik değerlendirmeleri de kayıt altına alınan kuvvetli yer hareketlerinin yapılaşmış çevredeki ağır hasarın anlaşılması ve gelecekteki depremler için hazırlık yapılması açısından kritik olduğunu vurguladı.

Deprem bize aslında çok basit ama çok ağır bir ders verdi:

Bir binanın sağlamlığı, deprem olduğu gün değil; deprem olmadan yıllar önce belirlenir.

ZEMİNİN DE BİR HAFIZASI VAR

17 Ağustos’un bir başka öğretisi de zemindi.

Aynı deprem dalgası her yerde aynı sonucu yaratmadı.

Özellikle gevşek ve alüvyon zeminlerde deprem hareketinin büyütülmesi, oturma ve sıvılaşma gibi etkiler bazı bölgelerde yıkımı ağırlaştırdı.

Bu nedenle bugün artık yalnızca “Bu bina kaç yıllık?” sorusu yeterli değil.

Asıl sorular şunlar:

Bina hangi zeminde?

Taşıyıcı sistemi nasıl?

Hangi yönetmeliğe göre yapıldı?

Sonradan kolonuna, kirişine müdahale edildi mi?

Temel sistemi ne durumda?

Binanın bulunduğu alanın yerel zemin koşulları ne söylüyor?

Bilim ilerledikçe deprem gerçeği daha da netleşiyor.

27 YILDA YÖNETMELİK DEĞİŞTİ, BİLİM DEĞİŞTİ, AMA ESKİ BİNALAR YERİNDE

17 Ağustos’tan sonra Türkiye’nin deprem politikalarında büyük değişiklikler yapıldı.

Deprem yönetmelikleri yenilendi.

Deprem tehlike haritası değiştirildi.

Yapı denetim sistemi geliştirildi.

Ve bugün yürürlükte olan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği, 18 Mart 2018’de yayımlandı ve 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girdi.

Yeni yönetmelik, yalnızca binanın bulunduğu bölgeyi değil, zemin özelliklerini ve modern deprem mühendisliği kriterlerini de daha ayrıntılı biçimde ele alıyor.

Fakat burada çok önemli bir problem var:

Yeni yönetmeliğe göre yapılan binalar ile eski yönetmelik dönemlerinden kalan binalar aynı şehirde yan yana duruyor.

İşte asıl büyük sınav burada.

KOCAELİ’NİN EN BÜYÜK ÇELİŞKİSİ

Bugünün Kocaeli'sine bakın.

Yüksek binalar…

Yeni siteler…

Geniş yollar…

Alışveriş merkezleri…

Sanayi tesisleri…

Lojistik merkezleri…

Köprüler…

Limanlar…

Yeni ulaşım ağları…

Ve milyonlarca insan.

Ama bu şehir 27 yıl önce nüfusunun ve yapı stokunun önemli bir bölümünü depremle sınadı.

Bugün Kocaeli’de yaklaşık 315 bin bina bulunduğu, bunların yaklaşık 160 bininin 17 Ağustos 1999 öncesinde yapıldığı belediye tarafından açıklanıyor.

Bu rakamın anlamını iyi düşünmek ger

ekiyor.

315 bin binanın yaklaşık yarısı 1999 öncesi dönemin yapı stoğundan geliyor.

Dolayısıyla 17 Ağustos Kocaeli için yalnızca bir anma tarihi değil;

aynı zamanda bir yapı stoku meselesidir.

17 AĞUSTOS KOCAELİ’Yİ BOŞALTTI, SANAYİ YENİDEN DOLDURDU

Deprem yalnızca binaları yıkmadı.

İnsanların hayatlarını da yerinden etti.

1999 sonrasında Kocaeli’den başka illere önemli miktarda göç yaşandı.

Fakat kent kısa süre içinde yeniden göç almaya başladı.

Çünkü Kocaeli'nin kaderinde sanayi vardı.

İş vardı.

Liman vardı.

Fabrikalar vardı.

İstanbul’a yakınlık vardı.

Yeni konut alanları vardı.

Ve göç yeniden başladı.

Kocaeli İl Afet Risk Azaltma Planı'nda da kentin 1960'lardan itibaren hızlanan sanayileşmeyle yoğun göç aldığı, 1999 depremi sonrasında ise tersine yoğun göç yaşadığı belirtiliyor.

Bugün gelinen noktada Kocaeli'nin nüfusu 2 milyon 161 bin 171 kişi seviyesine ulaşmış durumda. TÜİK'in 2025 ADNKS sonuçları bu büyümeyi ortaya koyuyor.

2000 yılında yaklaşık 1,2 milyon olan nüfusun bugün 2,1 milyonun üzerine çıkması, bize yalnızca nüfus artışını anlatmıyor.

Bize büyüyen bir deprem riskini de anlatıyor.

Çünkü nüfus büyüdükçe;

konut ihtiyacı büyüyor.

Sanayi büyüyor.

Ulaşım büyüyor.

Altyapı büyüyor.

Trafik büyüyor.

Ekonomik kayıp potansiyeli büyüyor.

Ve deprem olduğunda etkilenebilecek insan sayısı da büyüyor.

BUGÜNÜN KOCAELİ’Sİ 1999’DAN DAHA MI GÜVENLİ?

Bu soruya tek kelimelik “evet” ya da “hayır” demek bilimsel olmaz.

Çünkü bugün Kocaeli'de hem yeni ve güncel yönetmeliklere göre inşa edilmiş yapılar hem de eski yapı stoğu bulunuyor.

Kentte önemli dönüşüm çalışmaları yapılıyor.

Belediyenin açıklamasına göre Kocaeli'de 315 bin binanın taraması tamamlandı.

Ayrıca 7 ilçe ve 14 bölgede yaklaşık 5.732 bağımsız bölüm için dönüşüm süreci yürütülüyor ve bunların yüzde 82'si riskli bağımsız bölüm olarak belirlenmiş durumda.

Bu önemli.

Ama aynı zamanda bize başka bir gerçeği de söylüyor:

Riskli yapıların tespit edilmesi, dönüşümün tamamlandığı anlamına gelmiyor.

Tespit başka…

Uzlaşma başka…

Tahliye başka…

Yıkım başka…

Yeni binanın yapılması başka…

Ve bütün bunların milyonlarca insanın yaşadığı bir kentte aynı anda gerçekleştirilmesi kolay değil.

CEDİT’TE ESKİ KOCAELİ İLE YENİ KOCAELİ KARŞI KARŞIYA

İzmit Cedit bunun en görünür örneklerinden biri.

Bir tarafta;

dar sokaklar,

eski binalar,

deprem riski,

sıkışık yapılaşma…

Diğer tarafta;

yeni konutlar,

geniş ulaşım aksları,

sosyal alanlar

ve güncel deprem yönetmeliğine uygun yapılar.

Cedit Kentsel Dönüşüm Projesi'nde çalışmalar 2026 itibarıyla yüzde 87 seviyesine ulaşmış durumda. Projede 1.097 konut ve bir ticaret merkezi bulunuyor.

Bu yalnızca bir inşaat projesi değil.

Bu, 17 Ağustos'un bıraktığı yaraya 27 yıl sonra verilen şehircilik cevaplarından biri.

Fakat Kocaeli'nin tamamı Cedit değil.

Asıl mesele, dönüşümün kentin tamamında nasıl sürdürüleceği.

MARMARA’NIN ALTINDAKİ FAY UNUTMADI

Ve şimdi en zor bölüme geliyoruz.

Çünkü şehirler değişiyor.

Binalar yenileniyor.

Nüfus artıyor.

Fakat fayın zamanı insan takvimine göre işlemiyor.

2026'da yayımlanan kapsamlı bir paleosismoloji derlemesi, Kuzey Anadolu Fayı'nın kuzeybatı Türkiye'deki geçmiş depremlerine ilişkin 1991-2025 arasındaki 34 yıllık çalışmayı bir araya getiriyor.

Çalışma, özellikle batı Marmara-Kuzey Anadolu Fayı sistemi üzerinde önemli bir sismik boşluğa dikkat çekiyor.

Bu bulgu “deprem şu tarihte olacak” anlamına gelmiyor.

Zaten bilim insanlarının bugün için söyleyebileceği şey de bu değil.

Depremin gününü, saatini ve kesin büyüklüğünü önceden bilmek mümkün değil.

Ama fayların geçmiş davranışlarını incelemek;

hangi segmentlerin kırıldığını,

hangilerinin uzun zamandır büyük deprem üretmediğini,

zeminin nasıl davranacağını,

yapıların nasıl etkileneceğini

anlamamızı sağlıyor.

Yani bilim bize tarihi vermiyor.

Bilim bize hazırlanmamız gereken gerçeği gösteriyor.

27 YIL SONRA EN AĞIR SORU

17 Ağustos'u her yıl anıyoruz.

Çelenkler bırakıyoruz.

Dualar ediyoruz.

İsimleri okuyoruz.

Fotoğraflara bakıyoruz.

O geceyi anlatıyoruz.

Ama belki de her 17 Ağustos'ta sormamız gereken en önemli soru şu:

Biz 17 Ağustos'tan ne öğrendik?

Çünkü unutmak sadece isimleri hatırlamamak değildir.

Unutmak;

riskli binada oturmayı normal kabul etmektir.

Unutmak;

zemin araştırmasını maliyet olarak görmektir.

Unutmak;

kentsel dönüşümü yalnızca rant tartışmasına indirgemektir.

Unutmak;

bir binanın kolonuna sonradan müdahale edilmesini önemsememektir.

Unutmak;

“Bize bir şey olmaz” cümlesini bilimsel verilerin önüne koymaktır.

Ve en kötüsü…

Depremi yalnızca 17 Ağustos'ta hatırlamaktır.

ŞEHİR BÜYÜDÜ, SORU DA BÜYÜDÜ

27 yıl önce Kocaeli'nin nüfusu bugünkünden çok daha azdı.

Bugün ise 2 milyonun üzerinde insanın yaşadığı, Türkiye ekonomisinin en önemli sanayi merkezlerinden biri olan bir kentten söz ediyoruz.

Dolayısıyla olası bir Marmara depreminde kaybedilecek şey yalnızca konutlar olmayacak.

İnsan hayatı kadar;

üretim,

enerji,

ulaşım,

limanlar,

tedarik zincirleri,

haberleşme,

sağlık sistemi

ve bölgesel ekonomi de sınanacak.

İşte bu nedenle deprem artık yalnızca bir “afet” meselesi değildir.

Aynı zamanda bir şehircilik meselesidir.

Bir ekonomi meselesidir.

Bir göç meselesidir.

Bir sosyal adalet meselesidir.

Ve her şeyden önce bir insan hayatı meselesidir.

O GECEYİ UNUTMAMANIN TEK YOLU

17 Ağustos 1999'da enkaz altında kalan insanların çoğu sabaha çıkamadı.

Bazıları çocuktu.

Bazıları anneydi.

Bazıları babaydı.

Bazıları işine gitmek için birkaç saat sonra uyanacaktı.

Bazıları yeni bir hayat kurmanın hayalini kuruyordu.

Hiçbiri o gece öleceğini bilmiyordu.

Hiçbirinin elinde deprem takvimi yoktu.

Ama bugün bizim elimizde onların sahip olmadığı bir şey var:

Bilimsel bilgi.

Fayları biliyoruz.

Zeminleri araştırıyoruz.

Yapı stokunu tarıyoruz.

Deprem yönetmeliğimiz var.

Mühendislik bilgimiz var.

Erken uyarı ve izleme sistemlerimiz gelişiyor.

Arama-kurtarma ekiplerimiz var.

Ve en önemlisi…

Geçmişte yaşanmış bir felaketin hafızası var.

Şimdi mesele bunların hepsini bir araya getirip getiremeyeceğimiz.

03.02’DEN BUGÜNE

Saat yine 03.02 olduğunda…

Kocaeli yine karanlık olacak.

Milyonlarca insan yine uyuyor olacak.

Marmara yine sessiz görünecek.

Ama denizin altında faylar bizim takvimimize bakmayacak.

O nedenle 17 Ağustos'un bize bıraktığı en büyük ders korkmak değil.

Hazırlanmaktır.

Çünkü korku insanı felç eder.

Bilgi ise harekete geçirir.

27 yıl önce binlerce insanı kaybettik.

Bugün onların ardından sadece “Unutmayacağız” demek yetmez.

Onları gerçekten anmak istiyorsak, onların öldüğü binaların neden yıkıldığını anlamak zorundayız.

Eski binaları yenilemek zorundayız.

Zeminle inşaatı birlikte düşünmek zorundayız.

Göçle büyüyen şehirleri plansız büyütmemek zorundayız.

Sanayiyi, konutu, ulaşımı ve altyapıyı aynı deprem senaryosunda değerlendirmek zorundayız.

Ve çocuklarımıza deprem olduğunda ne yapacağını öğretmek kadar, neden güvenli binalarda yaşaması gerektiğini de anlatmak zorundayız.

Çünkü 17 Ağustos'un üzerinden 27 yıl geçti.

Binalar değişti.

Kent değişti.

Nüfus değişti.

Bilim değişti.

Ama Marmara'nın altında duran fay değişmedi.

Ve bu yüzden bugün önümüzde duran soru hâlâ aynı:

Bir sonraki deprem olduğunda, bu kez binalar mı konuşacak; yoksa insanlar mı?

17 Ağustos 1999'da hayatını kaybeden binlerce vatandaşımızı rahmetle anıyoruz.

Unutmadık.

Unutmayacağız.

Ama artık sadece hatırlamak değil…

Ders almak zorundayız.

Bu Haberi Beğendin Mi?
0 kişiden 0 kişi beğendi

Sen de yorumunu yaz!

E-posta adresin gizli kalacaktır. Lütfen tüm zorunlu alanları doldurun *