Dünya Yanarken, Biz Birbirimizi Yakmayalım!
Mübarek Ramazan ayındayız…11 ayın sultanı. Bu ay sadece oruç tutulan bir zaman dilimi değil; kalplerin yumuşadığı, sofraların paylaşıldığı, kırgınlıkların unutulduğu bir aydır. Ramazan; birliktir, merhamettir, kardeşliktir.
Şennur Yıldız
Köşe Yazarı
Mübarek Ramazan ayındayız…
11 ayın sultanı.
Bu ay sadece oruç tutulan bir zaman dilimi değil; kalplerin yumuşadığı, sofraların paylaşıldığı, kırgınlıkların unutulduğu bir aydır.
Ramazan; birliktir, merhamettir, kardeşliktir. Yoksulun hatırlandığı, düşkünün gözetildiği, insanın insana daha çok yaklaştığı rahmet ayıdır.
Ben Ramazan’ı hep çok sevmişimdir. Çünkü bu ayda zaman sanki yavaşlar; telaş yerini huzura bırakır.
Ailece kurulan sofralar, özenle hazırlanan yemekler, tatlı bir akşamın bereketi… Geçtiğimiz Ramazan’da babam da bizimleydi. Bu Ramazan ise onun yokluğuyla sınanıyoruz. Aile büyüklerimizi bir bir uğurladık.
İşte bu yüzden bu ay, kalan sevdiklerimize daha sıkı sarılma zamanıdır.
Çünkü hayat fanidir.
Çünkü yarına kimin kalacağını hiçbirimiz bilmiyoruz.
Bu dünyada kırıp dökmek yerine yapıcı olmak zorundayız. Dünya, insan zenginliğiyle güzel. Fakat ne yazık ki bugün insanlık; savaşların, güç mücadelelerinin ve yıkıcı dillerin gölgesinde yaşıyor.
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş yıllardır sürüyor. “Barış” söylemleri havada uçuşurken şehirler yıkılıyor, anneler ağlıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamleleri, İran’ın karşılıklarıyla büyüyen Orta Doğu gerilimi…
Dünya adeta diken üstünde. Ekonomiler sarsılıyor, toplumlar geriliyor.
İnsanlık kendi kıyametini kendi eliyle hazırlıyor.
Oysa Allah’ın bize emanet ettiği bu dünya, adaletle paylaşılsa herkese yeter.
Dünya böylesine çalkantılıyken, bizim ülke olarak daha sağduyulu, daha birleştirici olmamız gerekmiyor mu?
Özellikle de siyaset dilinde…
Kardeş şehir ziyaretleri, uluslararası temaslar şehirlerin ufkunu genişletir. Geçmişte Nevzat Doğan döneminde de farklı partilerden meclis üyelerinin katıldığı yurt dışı programlar olmuştu.
Bugün de Fatma Kaplan Hürriyet’in yürüttüğü temaslar ya da Tahir Büyükakın’ın Kuzey Makedonya ziyaretleri şehir diplomasisinin bir parçasıdır. Bu tür adımlar eleştirilebilir; ama kırıcı, itham edici bir dille değil.
Geçtiğimiz günlerde Önder Karakaş, İzmit Belediyesi heyetinin kardeş şehir Gagavuzya ziyaretine ilişkin eleştirilerde bulundu. Oysa kardeş belediyecilik; kültürel bağ kurmak, ufuk açmak, şehirleri birbirine yaklaştırmak demektir.
Fatma Kaplan Hürriyet’in eşinin ziyarette yer alması üzerinden yapılan tartışmaların topluma ne faydası var?
Bir belediye başkanının eşi, kendi imkânlarıyla programa katılmak isterse bunda nasıl bir sakınca olabilir?
Kaldı ki geçmişte Nevzat Doğan döneminde de benzer yurt dışı programları yapılmış, farklı partilerden meclis üyeleri birlikte katılım sağlamıştı.
Aynı şekilde TahirBüyükakın’ın Kuzey Makedonya temasları ve kardeş şehir girişimleri de şehirler arası dostluğu güçlendirme çabasıdır. Bu tür temaslar ufku genişletir. Keşke bu ziyaretlere zaman zaman meclis üyeleri, hatta basın temsilcileri de katılsa…
Kim ne kaybeder?
Tam tersine, şehir kazanır.
Siyasette sert dil yerine tatlı ve yapıcı bir dil kullanamaz mıyız?
Sürekli gergin meclis tartışmaları yerine yön gösteren, çözüm üreten eleştiriler yapılamaz mı?
Bakın, kentimizin dört bir yanında belediyeler ve sivil toplum kuruluşları iftar sofraları kuruyor. Ne kadar güzel bir dayanışma örneği… Her yapılan hizmette kusur aramak yerine, güzel olanı takdir etmek daha doğru değil mi?
Siyaset; bağırarak değil, akılla yapılır.
Siyaset; yıpratarak değil, inşa ederek anlam kazanır.
Kentimizin dört bir yanında iftar sofraları kuruluyor. Belediyeler, sivil toplum kuruluşları, hayırseverler… Ne güzel bir dayanışma örneği. Her projede kusur aramak yerine, güzel olanı takdir etmek toplumu büyütür.
Kızım üniversite sınavına hazırlanıyor. Dershane çıkışı belediyelerin hizmete sunduğu kütüphanelere gidiyor. Gece 23.00’e kadar çalışıyor. Bazen iftara bile eve gelmiyor; arkadaşlarıyla iftar çadırında orucunu açıyor.
Orada farklı görüşlerden, farklı kültürlerden gençlerle bir arada. Onlar “Bu hizmeti hangi parti yaptı?” diye sormuyor. “Bize faydalı mı?” diye bakıyor.
İşte asıl siyaset budur.
Gençlerin hayatına dokunabilmek.
Belediyelerin açtığı kütüphaneler, kurduğu sosyal alanlar, düzenlediği kültürel projeler gençler için büyük bir kazanım. Gençler hizmeti alkışlıyor. Daha fazlasını istiyor.
O halde siyasetçilerimize düşen görev de örnek olmaktır. Meclis kürsülerinden yükselen seslerin tonu biraz daha yumuşasa, eleştiriler biraz daha yapıcı olsa, bu şehir çok daha hızlı yol almaz mı?
Dünya savaşlarla sarsılırken, şehirler yerle bir olurken, bebekler daha doğmadan hayattan koparılırken bizim birbirimize daha çok sarılmaya ihtiyacımız var.
Toplum artık sertlik değil, çözüm görmek istiyor.
Hakaret değil, rehberlik istiyor.
Kutuplaşma değil, ortak akıl istiyor.
Bu mübarek Ramazan ayında hem Fatma Kaplan Hürriyet’ten hem de Tahir Büyükakın’dan beklentimiz; meclis dilini yumuşatmaları, eleştiriyi kırmadan yapmalarıdır.
Çünkü biz;
Yakan değil, yaşatan bir medeniyetin evlatlarıyız.
Yıkan değil, yapan bir milletiz.
Ramazan bize şunu hatırlatır:
Güçlü olmak bağırmak değildir.
Güçlü olmak; affedebilmek, uzlaşabilmek ve birlikte yürüyebilmektir.
Ve bugün, her zamankinden daha çok birliğe, merhamete ve yapıcı bir dile ihtiyacımız var.
Sevdiklerinizle birlikte sağlıkla, birlik ve beraberlik içinde; kırgınlıkların son bulduğu, duaların kabul olduğu bir Ramazan geçirmeniz dileğiyle…
Bu Haberi Beğendin Mi?
7 kişiden 7 kişi beğendiSen de yorumunu yaz!
E-posta adresin gizli kalacaktır. Lütfen tüm zorunlu alanları doldurun *Haftanın Özeti
Son dakika haberleri, resimler, videolar ve özel röportajlar




